Reklam
  • Reklam
Kader anlayışındaki hatalı düşünce imanı zedeler (2)
Hüseyin TOPTAŞ

Hüseyin TOPTAŞ

Kader anlayışındaki hatalı düşünce imanı zedeler (2)

23 Haziran 2020 - 14:03

İnsan iradesini kullanmakta serbest bırakılmıştır

“Kader konusuyla bağlantılı görülen ilâhî sıfatlardan irade hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de yapılan açıklamalara göre Allah dilediğini yapar ve dilediği şekilde yaratır. O dileyenin iman, dileyenin inkâr edebileceğini bildirmiş, iman edeceklere hidayet vermeyi, inkâr edenlerin de sapıklıklarını sürdürmesini murat etmiştir. Eğer isteseydi herkes iman ederdi, ancak insanların kendi irade ve tercihleri olmadan iman etmelerini dilememiş, onları serbest bırakmıştır.

Kader probleminin odak noktasını oluşturan insanların fiilleri konusunda Kur’an’da dileyenin iman, dileyenin inkâr edebileceği, itaat ve isyanın insanın iradesine bağlı kılındığı, kişilerin işledikleri ameller karşılığında cennete veya cehenneme girecekleri, iyi işlerinin lehlerine, kötü işlerinin aleyhlerine olduğu ve Allah’ın kullarına asla zulmetmediği ifade edilmiştir. (1)

Rabbimiz (cc) buyuruyor:

“De ki: "Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin." (Kehf 30)

 “Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.” (İnsan 3)

“O gün hiçbir kimse en ufak bir haksızlığa uğramaz. Siz orada ancak yaptıklarınızın karşılığını alırsınız.” (Yasin 54)

“Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı (gerçeği) getirdi. O hâlde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa 170)

“Hani Mûsâ kavmine, "Ey kavmim! Allah'ın size gönderdiği peygamberi olduğumu bilip durduğunuz halde niçin bana eziyet ediyorsunuz?" demişti. Onlar yoldan sapınca, Allah da kalplerini (doğru yoldan) saptırdı. Allah fasıklar topluluğunu hidayete erdirmez.” (Saf 5)

Allah’ın bir kaderinden diğer bir kaderine kaçıyoruz.

Hicretin on yedinci senesinde Ebû Ubeyde b. el-Cerrâh komutasındaki İslâm ordusu, Şam"a gelen Hz. Ömer ile Suriye-Hicaz sınırındaki Serğ Köyü"nde buluşur. Ebû Ubeyde, Şam civarında veba salgını olduğunu bildirir. Hz. Ömer de durumu görüşmek üzere muhacir ve ensarı toplar ve istişarelerde bulunur. Kimisi, “Sen bir görev için çıktın, bundan geri dönmeni uygun görmüyoruz.” derken kimisi de, “İnsanları tehlikeye atmanı doğru bulmuyoruz.” der. Hz. Ömer, istişarelerine devam eder ve son olarak Mekke fethine katılmış muhacirlerle, Kureyş’in ileri gelenlerini toplar. Bu son istişareden ittifakla geri dönme ve insanları veba tehlikesine atmama görüşü çıkar. Bunun üzerine Hz. Ömer, Medine’ye geri dönülmesi emrini verir. Fakat ordu komutanı Ebû Ubeyde, bu durumu kader inancıyla bağdaştırmamış olacak ki halifeye, “Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” diye sorar. Hz. Ömer, Keşke bunu sen söylemiş olmasaydın Ey Ebû Ubeyde. Evet, Allah’ın bir kaderinden diğer bir kaderine kaçıyoruz.” diye cevap verir ve şöyle devam eder: “Develerini otlatmak için, biri verimli diğeri kıraç iki yamaçlı bir vadiye götürsen ve onları ister otu bol yerde ister çorak yerde otlatsan, sonuçta her iki yerde de Allah"ın kaderiyle otlatmış olmaz mısın?” diye sorar.

Bu sırada, daha önce bir işi için aralarından ayrılmış olan Abdurrahman b. Avf çıkagelir ve “Bu konuyla ilgili bende bir bilgi var.” diyerek Hz. Peygamber"in şöyle buyurduğunu nakleder: “Şayet bir yerde veba hastalığı olduğunu işitirseniz oraya gitmeyin. Bir yerde veba hastalığı çıkarsa ve siz orada bulunursanız vebadan kaçarak oradan çıkmayın.”

Son pişmanlık fayda vermeyecektir

Mü’mine düşen görev yüce kitabımızda belirtilen emir ve yasaklara uymak, Allah Rasulünün uygulamalarını dikkate alarak kulluk vazifesini yerine getirmektir. İradesini şeytanın adımları arkasında gidenlerin yolunda kullanmamaktır. Cenab-ı Hak insanın iman veya inkar hakkında tercihini kula bırakmıştır. İnsan hayrı tercih ederse onun için hayrı, şerri tercih ederse onun için de şerri yaratır. İnsan yaptığı yanlış tercihin sorumlusu olarak Allah’ı göstererek, ne yapalım Allah böyle takdir etmiş diyerek işin içinden çıkmamalıdır. Bu savunma mekanizması ile bu dünyada kendisini kandırabilir Ama hesap gününde kendisine haber verilen gerçeklerle karşılaştığı zaman “Ey Rabbimiz! Biz azgınlığımıza yenik düştük ve sapık bir toplum olduk.” “Ey Rabbimiz! Bizi buradan çıkar. Eğer (tekrar günaha) dönersek şüphesiz kendimize zulmetmiş oluruz.” (Mü’minun 106-107) pişmanlığı kendisine fayda vermeyecektir.

Hesap gününe samimi bir iman ile varmak temennisi ile…

  1. Yavuz,Yusuf Şevki, Kader md.,TDV İslâm Ansiklopedisi, XXIV, 58-63.

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar