İnsanlık tarihi boyunca hiçbir ilahi kitabın Peygambersiz gönderilmediğini, Kur’ân’ın da Allah’ın insanlar arasından seçtiği bir peygamber aracılığı ile anlaşılabileceğini; ne vahiysiz bir peygamberin ne de Peygambersiz bir vahyin olamayacağını söyleyen Karapınar, hadissiz bir dinin Peygambersiz bir din demek olduğunun altını çizdi. İslâm’ın, Kur’ân ve Sünnet olmak üzere iki temel kaynağa dayandığını vurgulayan Karapınar, bu tartışmanın günümüze ya da bin dört yüz yıl öncesine dayanmadığını, insanlık tarihi kadar kadim bir tartışma olduğunu söyleyerek şöyle dedi: “Bütün peygamberleri, Hıristiyanlığı ve Yahudiliği de içine alan bir tartışmadır. Kader tartışması da İslâm öncesi, diğer peygamberlerin ümmetleri arasında da tartışılan bir konudur. “Kur’ân ve Sünnet’in ayrıştırılmasının çok zor olduğuna dikkat çeken Fikret Karapınar, imanla, amelle iç içe geçmiş birçok rivayetin olduğunu ve bu ifadelerin hayatın içinden olduğunun açıkça görüldüğünü söyledi. Ben merkezli düşünmeyi çok tahrik ettiği, aşırı derecede kendimize güven duymayı körüklediği için araştırma yapmaya gerek duymayan, sancı duymayan bir âlim kitlesi oluştuğunu söyleyen Karapınar, vahyin keyfiyetinin ancak Peygamberle anlaşılabileceğine işaret etti.
Kur’an, Sünnet ile hikmet eşliğinde yani Peygamberin nezaretinde okunmalı. Bu, her kafadan ayrı bir ses çıkmaması için gereklidir. Sorun, metni anlama-yorumlama, ya da anlayamama-yorumlayamama sorunudur. Sonra da reddetme… Acaba sorun kimde? Metinde mi yoksa anlayan-yorumlayanda mı? Asıl ile göreceli olanı ayırmak lazım. Birbirinin yerine koymamak gerektiğini söyleyen Karapınar, birçok mezhep imamı, müçtehit, âlim ve Hz. Mevlâna’dan da örnekler veren Fikret Karapınar, Kur’ân ile Sünnetin mânâ olarak aynı şeyler olduğunu, birinin olmaması diğerinin de olamayacağı anlamına geldiğini söyledi.
Program sonunda Prof. Dr. Fikret Karapınar’a katılımcıların sorularını cevapladı.
Yorumlar
Kalan Karakter: