Bireyden topluma ulaşan gelişim
Birsen Alkan Dinç

Birsen Alkan Dinç

Bireyden topluma ulaşan gelişim

21 Mayıs 2021 - 20:16

Çağdaş medeniyetin bir çok tanımı vardır...Yaşadığımız son zamanın olaylarını gözlemlerken diyorum ki;

Çağdaş Medeniyet :

 Kendisinden önce ki çağın , insana ve toplumlara sunduğu  bilimsel gelişmeleri ve toplumda sağladığı huzur ve barış ortamı ile, eski çâğı aratmayandır !

 

Çağdaş medeniyetler seviyesini yakalayabilmiş bir Millet; yarınların içinde barındırdığı her türlü olumsuz olaylara, doğal afet, salgın hastalık , sıcak savaş, terörle mücadele , iç ve dış tehditlere karşı ülkesini müdâfâ etmeye, herhangi bir nedenle oluşabilecek ekonomik ve sosyâl güçlüklere hazır ve tedbirlidir.

 

Gelişmişliğin ölçüsü , zor zamanda refahın sürdürülebiliyor olmasıdır...

Toplumu oluşturan bireylerin ,

zor durumlarda:

* Yetenekleri körelmiş,

* İş yapma ve üretme imkânları kaybolmuştur... 

Doğası gereği insanların gözlerini maziye çevirmeleri, kaçınılmaz bir sonuçtur.

Geçmişle avunma, sürekli yöneten ve yönetilenleri eleştirme, kendi iç çatışmaları yanısıra çevre ve toplumla sorun yaşaması, hattâ bilgiden yoksun haliyle tarih ve tarihi şahsiyetlerle kavgalı olması da ayakta kalabilme çabalarının bir parçasıdır.

Sosyal ve kültürel yapıda meydana gelen kesinti ve bozulmalar da birey üzerinde ayrı bir baskı oluşturacaktır.

Her zaman yapmaya alışık olduğu, sürdürülebilir yaşam biçimi değişmiş,

dost ve akraba ortamını kaybetmiş,

İşsizlik veya maddi imkânsızlıkları ile başetmeye çalışan bireyin gelişimi kesintiye uğramıştır.

Dinamik yapıdan durgunluğun karanlığına çekilen bireyin, her türlü yatay organik bağları kesilir...

Bireyin gelişiminden ziyade , olumsuz yönde değişimi söz konusudur.

 

Bilindiği gibi, bireyin gelişmesi ; birey ve toplum plânında kendi kaderini/ geleceğini belirleme konusunda söz sahibi olmasıdır...

Felsefe, psikoloji ve sosyoloji bilimi, tarih öncesi devirlerden bu yana birey ve toplumsal gelişme üzerine tez ve araştırmalarını sürdürürken, bireyi ait olduğu toplum, çevre ve kültür zemininde inceler...

Kadim zamanların yaşanmış kültürüne, siyasi ve sosyâl yapısına baktığımız da, bireyi geliştirmek yerine güç ve otoriteyi hakim kılmıştır.

İnsanın o güç ve otoritenin kontrolünde , herhangi bir karşı duruş sergilemeden, itâat ve boyun bükerek yaşamını sürdürmesi söz konusudur.

Denilebilir ki; bilgi ve akıldan yoksun,

cahilliğinin cesaretinde yaşayan, emir almayı benimsemiş bir varlık !...

Bilgi, bilim ve düşünme yoksunu bireyin geleceği, artık kendi dışında ki birileri tarafından belirlenecektir...

M.Ö.380 'li yıllarda ,Antik Yunan Agorasında (pazar yeri) öğrencilerine ders veren Sokrates sorar:

- İnsan nasıl olmalı ?...

Öğrencileri; itâatkâr, çalışkan, dürüst ve şehir tanrılarına inanan olmalı gibi yaşadıkları döneme uygun cevaplar verir...

Öğrencilerinden aldığı cevapları beğenmeyen Sokrates, pazarda bulunan canlı tavuklardan birisini alıp; tüylerini yolar.

Öğrencilerinin şaşkın bakışları arasında, elinde tuttuğu tüyleri yolunmuş tavuğu göstererek;

- İnsan, bunun gibi mi olmalı ? Der...

Sokrates'e göre , İnsan bilgili ve ahlâklı olmalıdır...

Öncelikle; 

"İNSAN, KENDİNİ BİLMELİDİR !..."

Çünkü, O' na göre erdemli ve ahlâklı olabilmenin yolu; gerçek bilgi, düşünme ve sorgulamadan geçer...

Yıllar öncesinde, felsefe öğretmenimizin Sokrates öğretisini anlatırken verdiği bu örnek, zihinlerimizde yer ederken, hayatı ve olaylarını da sorgulamayı öğütlüyordu...

13.Yüz Yıl Anadolu - Türk Yurdu, Konya sokaklarında, çarşı ve pazar da halkla buluşan , Hz.Mevlâna'da aynı şeyi söylemiyormuydu?!...

Anadolu'yu karış- karış gezen,

Yunus Emre :

" İlim, ilim bilmektir;

  İlim, kendin bilmektir..." demiyormuydu ?...

İnsan ve yaşamı o kadar değerli ki...

Kendi yâşamının değerini ; bilgi,düşünce, araştırma ve  kendisini geliştirip sürekli olumlu yönde değişerek artıran , insandır.. 

Mensubu bulunduğu Milletin kültür değerlerinden, Dininden, Dilinden ve yaşadığı coğrafyanın sunduğu kazanımlardan beslenerek; bilim ve aklın önderliğini seçen bireylerin oluşturacağı toplumun , ahlâk ve erdeminden hiç kimsenin kuşkusu olmaz..

Ancak; 21.Yüzyıl da küreselleşen dünya uluslarının " Yeni Dünya Düzeni" ütopyasında bireyin yeri, endişe verici...

Çünkü, teknolojinin sürekli yeni kazanımlarla ilerlemesi, İnsan emek gücüne ihtiyacın azalması ve artan nüfus , bireyleri iş ve sosyâl yaşamdan dışlamaya başlamıştır...

Kapitalizmin hızla dünya ulusları üzerinde kurduğu baskı ,daralan dünya kaynaklarının paylaşımı para ve kâr amaçlı eylemlere öncelik verilmesi; Dünya uluslarını ve insanlığı tehtit eden bir konuma evrilmektedir...

Birey ve Millet her alanda güçlü olmak zorundadır... Haksız ve çetin bir serbest piyasa ortamıyla karşı karşıya kalan uluslar, bireyi ve kendisini hizmet alanına yönelik ; eğitim proğramları ile yeni düzene uyum sağlamaya hazırlamaktadır.

Ekonomik, siyasi ve sosyal gelişim atağı yanısıra, Ulusların kendi menfaatlerini korumada gireceği yarışın,  yeni Milliyetçilik akımlarını da gündeme getireceğine inanıyorum...

Sancılı bir süreci yaşarken,

Allah , 

Milletimizin yardımcısı olsun...

Devletimizi güçlü kılsın...

Saygılarımla...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar