Gönülden Gönüle Yansımalar...
Birsen Alkan Dinç

Birsen Alkan Dinç

Gönülden Gönüle Yansımalar...

26 Şubat 2021 - 16:00

"Vatan için ölmekse kaderim,  Böyle kaderin, ellerinden öperim..."

 Mehmet Akif ERSOY

 

 

Oğlu gözünün önünde oturuyordu; 

sırtını taş bir duvara yaslamış , gözleri kapalı derin düşüncelere dalmıştı...

 

Genç adam, ayrı düştüğü vatanını, dağlarında açan çiçeklerini, annesi, babası, sevgili eşi ve minik yavrularını düşledi. Derin bir soluk aldı. Aldığı solukta küçük yavrusunun kokusu vardı... Bir daha , bir daha içine çekti; zihninde canlanan kokuyu....

- Kardelen, sümbül ; karışmış .... Dedi.

Bahar çiçeklerinin kokusu sinmişti, yavrusuna. 

Gözlerinde iki damla yaş dondu !... Ağlamamalıydı. Yanında kendisinden daha genç , aynı acıyı yüreklerinin derinliğinde saklayan kader arkadaşları vardı... Onlara destek olmak, umut ve cesaret aşılamak zorundaydı...

Ama , o çiçek kokusu ve 

evlât hasreti yok mu ?!..

Memleket baharlarının özlemini, yeniden alevlendiriyordu. Arkadaşlarına seslendi :

- Bakın, iyi dinleyin . Size  bir efsane anlatacağım. Belki bu bizim de efsanemiz olacak, kim bilir ?

Mitolojiye göre, Ural- Altay kültüründe bir efsane vardır. 

Eski atalarımızın inananışlarına göre ;

toprağın altında yaşayan, adı da İmere olan bir cin varmış. İmere her kışın sonunda topraktan çıkıp , bir ışık hüzmesi şeklinde göklere yükselirmiş.... O kadar çok yükselirmiş ki göklerin en üst katından bulutların üzerinde ki havaya düşer, havayı ısıtırmış... Daha sonra buzlara çarpar , onları eritir suları ısındırırmış. Sonunda tekrar devamlı yaşadığı toprağa düşer ve ona yeniden hayat verir, çiçekler, çimenler açtırırmış...

Türk inanışına göre baharın müjdecisi İmere her yıl bu görevini tekrarlarmış.

Başka toplumlarda da benzeri hikâyeler var tabi ki, baharı ve yenilenen umutları anlatır.

Bunlardan birisi de , Bedevilere ait.

Arap köylüleri hayvanlarını besleyebilmek için yüksek tepelere çıkar ve barınacakları çadırlar kurar.

Havalar soğumaya başlayınca da, çadırın içerisine bir mangalda sürekli kor- ateş yakarlarmış. Bir ateş te çadırın önüne yakılır, hayvanlar bu alanda tutulur. Üçüncü ateşi  ise hayvanların birâz uzağına yakarlar ki ; hayvanları üşümesin... Buna da  kor- ateş anlamına gelen, cemre derlermiş.

Havalar ısınmaya başladığında, önce dışarıda ki üçüncü ateş söndürülür.

Yedi gün sonra çadırın önünde ki ikinci ateş söndürülür..Daha sonra ki yedinci gün de  ise çadırın içinde, ilk yakılan ateş söndürülür...

Artık bahar gelmiş, otlaklar yeşillenmiştir. Yeni bir umutla yaşama sarılma vaktidir.

 

Genç adam, hüzünlüdür... Derin bir ahhh çeker !

- Kaç bahar geçti, bu hayallerle ?!..

Baktığım şu kaya duvarlardan, anamın sesi gelir. Hissederim, çektiği evlât hasretini taaa gönülden.. Öyle bir ateş ki, yalım yalım yakar yüreğimi... Bilemedik, kaç bahar geçti ışıksız, yârsiz ve yârensiz ?! 

 

Ama, bir gün bahara yetişeceğiz ! 

 

Dağlarımıza, ovalarımıza , sevdalısı olduğumuz Vatanımıza kavuşacağız.

İnanıyorum ki ; bu mağara da alıkonan bedenlerimiz, ruhlarımız kadar özgür olacak... 

Kim bilir; havasına, suyuna ve toprağına adadığımız canımız, elbet kendi dağlarında açan bir çiçek olacaktır.!

Vatan Sağolsun !... Deyip, ayağa kalktı. Güçlü ve onurluydu...

 

Annesi ;  kendisine doğru yaklaşan oğlunu izledi, ellerini uzattı ona...

Oğlu, tuttu ellerini, öptü ve uzun uzun kokladı...Tebessümle annesinin gözlerine baktı;

- Bu bahar geliyorum anne, ama ağlama ne olur !...

 

Oturduğu koltukta uyku ile uyanıklık arasında bocalayan kadın, gördüğü silüetler ve duyduğu  seslerle bir an şaşkınlık yaşarken, oğlunun ellerinin sıcaklığını ve dudaklarının serinliğini ellerinde hissetti...

Anne yüreğinde derin bir acı duydu...Feryat - figan kendisini attı, yere...

İsimsiz kahramanımızın, hayalde ki ziyaretiyle sonsuzluğa yürüyüşüne hangi yürek dayanabilir ki ?

Ey can,

Kaç bahar geçti, sensiz ?!..

Hangi karanlığın gölgesinde , kalakaldın acılarla ?...

Toprak kadar,  su kadar düşleyebildin mi?.. 

Her demin geçeceğini, her kara kışın  sonunda, 

Bir bahar geleceğini ?!

Oğul, kor- ateşler düşer yüreğime...

Yanar gökler, ahımdan...

Kanlı göz yaşımdan,

Kan çiçekleri açar, dağlarımda.

Adına lâle derler...

Hasretin sevdâm olduda,

Adına  elem -keder derler..

Kaç bahar geçti , yavrum?

Sayamadım...

Kaç bahar geçti ,sensiz?!

Bilemedim , bilemedim....

......................

Bu bahar, acı haberlerle geldi.

Cemreler ; hava, su  ve topraktan önce yüreğimizi yaktı... Yansımaları gönülleri bir birine bağlarken sonsuz zamanlara, ayrılığı ve hasreti yazdı...

Sonsuzluk, ezel ve ebed arasında bize bugünü yaşatırken , acı verse de, içerisinde ulvi bir umudu da taşır.

Yanmakla arınır gönüller, ulaşılmaz sandığımız sevdalılar, öyle bir an gelir ki ,yanıbaşımızdadır...

Bugün yakan hasret,  gün gelir  sonsuz aşk kapısında açan  bahar çiçekleri olur.

Evlâdını Vatan toprağına , Al Bayrağa sarılı uğurlayan anne ve babalara, Allah sabır ve güç versin.

Şehitlerimizin sonsuz baharları cennet olsun...

Evlâtlarımızın yaşama haklarını elinden alan; vatan haini , katil ve insan olmayı başaramamış , PKK ve her türlü terör örgütünü şiddetle kınıyorum...

Bahar yüzü görmesinler, sonsuza dek kor- ateşlerde yansınlar...

 

Saygılarımla....

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar