Hasretimiz, Hızır Günlerine !
Birsen Alkan Dinç

Birsen Alkan Dinç

Hasretimiz, Hızır Günlerine !

06 Mayıs 2022 - 19:09

"Eğer insanlar yeryüzünde yaşamayı öğrenemezlerse, yok olup giderler.

Karşılıklı güvensizlik, gerginlik, cepheleşme ortamı; insanları huzur içinde, mutlu yaşamalarını tehtit eden en büyük tehlikelerden biridir..."

Cengiz AYTMATOV

 

Yeryüzünde yaşamayı, olması gerektiği gibi öğrenebildik mi ?

 

İnsan olmayı başarabildik mi ?

 

Tüm belirsizlikler içerisinde, 

ileriye doğru yol alırken, takvimler 

bir " hıdırellez" gününü tekrar gösteriyor... 

Gökyüzünü, koyu karanlık bulutlar kaplamış, çetin geçen kış günlerinin ardından gelen, acı baharın sonunda başlayan hızır günleri/yaz günleri, serin ve yağışlı...

Hıdırellez; Orta Asya, Anadolu, Mezepotamya ( Doğu Akdeniz coğrafyası) , Balkanlar ve Dünya'nın değişik coğrafyasında yaşayan Türk Halklarının ortak kültürüdür...

İslâmiyeti kabul etmeden önce halk arasında yaygın olan bir kült'e dayanılarak , geleneksel bir kültür olduğunu iddia edenler olsa da, temelinde bir inanç vardır.

Hz.İlyas ; Kuran- ı Kerim'de de adı geçen İsrailoğulları'na gönderilmiş bir elçi, peygamberdir.

Hz.Hızır ise; Ab-ı hayata eriştiğine inanılan, bir veli, Allah'ın dostu ve kuludur. 

Zaman üstü yaşamına, iyilik severliğine, bolluk ve bereketin sembolü olduğuna, geçtiği yerleri yeşertip, tabiatın canlanmasına katkıda bulunduğuna inanılır...

Türkler arasında, yaz günlerinin başladığı 5 Mayıs'ı, 6 Mayıs'a bağlayan gecenin seher vaktinde, Hızır ve İlyas'ın kırlarda buluştuğu inancı yaygındır. 

Bu buluşma önemlidir, aydınlanma ve yenilenmenin sembolüdür...

Zorlu geçen kış günlerinden sonra, yaşamını doğa ile bütünleşmiş bir şekilde sürdüren Türk Halkı ; yeşeren otlakları ve tarım ürünlerine kavuşmayı bir bayram havasında kutlamış, dilekler tutulmuş, Yaratıcı'ya dualar edilmiştir.

Kültürümüzde yer alan, onu zenginleştiren kült'lere baktığımızda:

Eski Atalarımız da yoğun bir inanç sistemi olduğunu ve buna gönülden bir bağlılığı görürüz. 

Günümüz şartlarında yaz günlerinin gelmesi ile yeşillenen bozkırlar, bağ ve bahçeler artık, yok denecek kadar azalmış durumda.

Taşlaştırdığımız Dünya'da, Hızır ve İlyas'ın her yıl buluştuğu farzedilen kırlar, ovalar, dağlar ve yamaçları ; artan Dünya nüfusu, gelişen teknoloji ve modern yaşam biçiminin gazabına uğradı !... 

Hızır ve İlyas'a vereceğimiz hesap hepimizin korkulu kâbusu !...

Yok edilen doğaya doğru orantılı olarak ; insan davranışları, düşüncesi, inancı ve hedefleri de sürekli değişim ve yok oluş sürecinde...

Doğadan, tarım ve hayvancılıktan uzaklaşan insanlık, geçimini sağlayacak yeni kaynaklar ararken, sürekli doğayı tahrip ediyor ve yaşadığı Dünya'ya saldırıyor...

Tarihin anıtsal eserlerine, korunması gereken kültür ve tabiat varlıklarına kalmayan saygı, daha da bir üst boyuta çıkarak, mezarlık alanlarının da yok edilmesine kadar uzanıyor.

Oysa ki, İnsanın amacı; var olanı korumak, yaşamı üretmek, evrende olanları keşfetmek, insana- insanca yaşamayı temin edecek bilim ve teknolojiyi geliştirmek, toplumsal ilişkilerde dostluk ve kardeşliği geliştirmek değil miydi?...

Medeniyet ve çağdaşlık söylemleri arasında , acımasız bir rekâbetle insanın- insanı yok etme yarışına girdiği bir süreci yaşıyoruz...

İnsan, düşünen varlık ; yarınları hayal ederken an'da ki durumunu , koşullarını, en son an'a geliş sebeblerini tesbit edebildiği oranda, durumunu değiştirebilecek, yeni ufuklara yol alabilecektir...

İnsan, yaşadığı coğrafyada mensubu olduğu Milletin özdeğerlerini üzerinde taşımadan; kendi geleceğine ve Milletinin gelişimine katkıda bulunamaz ve yön veremez...

Geçmişin olumsuz yanlarına ve alınan yanlış kararlarına tutulan yas,

bireye ve topluma bir kazanç sunmayacaktır. 

Yas tutmak, öfke ve kin duymak yerine; edinilmiş olan deneyimlerle daha güzel bir yaşam biçimini plânlamak, bilgi ve bilimin ışığında toplumsal yapıyı güzele, doğruya ve gerçeklere yöneltmek, düşünen insanın varoluş amacı olmalıdır.

Kültür tarihimize ait olaylar ve geçmişe damgasını vurmuş her başarı gurur ve övünç kaynağımız olmaya devam edecektir. 

Ancak; tarih yazmaya devam eden bugünün insanlığı, gurur duyduğu tarihine ve kültürüne ne gibi katkılar sunduğunu da düşünmek zorundadır...

Bugün insanlık, güvensizlik ve sevgisizlik bataklığında , karanlık bulutların kapladığı gökyüzünün altında mahsur kaldı...

Zaman ve Evren kendi döngüsünde, sonsuz zamanlara yol alırken, sürekli; insanlığâ sonsuzluğu, pozitif değişimi ve yenilenmeyi hatırlatmaya devam ediyor.

Ders almak da, insana düşen bir görev !...

 

Esen kalınız...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar