Reklam
  • Reklam
Rüzgarlarla savrulduk!...
Reklam
Birsen Alkan Dinç

Birsen Alkan Dinç

Rüzgarlarla savrulduk!...

13 Ağustos 2021 - 19:14 - Güncelleme: 13 Ağustos 2021 - 19:17

"İnsana aklı, sorunlardan kurtulmak için verilmiştir. "

Tolstoy

 

Doğa diyorum, boş yere öfkelenmiyor insanlığa...

Son zamanın garip nesli, gün oluyor yükselen alevlerin dumanında boğuluyor, gün oluyor taşkın sularda sürüklenirken, boğuluyor...

Gezegenimizi kuşatan doğa ile dost olmayı, sağlıklı bir bağ kurmayı ve onun dilinden anlamayı, bir türlü başaramadık.

İnsanlık; aklının ve kurduğu medeniyetlerin gücü sayesinde, doğayı kontrol altına alabileceğini sandı. Ve yanıldı !...

Kontrol altında tutulacak her türlü nesne ve olay hakkında, bilimsel ve pratik hayata yönelik, hareket yeteneklerini yansıtan verilere ihtiyaç vardır. Tanımak ve bilmek zorunda olduğunuz, nesnenin; yaratılış özelliklerini, oluşum evrelerini, gelişimini, yaptırım gücünü ve yıkıcı yanlarını öteleyerek, onu nasıl kontrol altına alabilirsiniz?...

Denilebilir ki ;

"Efendim, her şey yasalara uygun. Yapılan etüt çalışmaları sonucu ; kurulan yerleşim merkezleri, yapılan konutlar, çok katlı iş merkezleri, oteller, tatil köyleri, köprüler, yollar, barajlar, tüneller, hava alanları, v.s.

bilimsel araştırma sonucu elde edilen bilgiler ışığında yapılmıştır..."

Sormak lâzım, doğanın yasalarına uygunluğu nedir ?

Sordunuz mu, toprağa, dağa, taşa, okyanusa, denize, suya, ateşe ve rüzğara , sordunuz mu ?

Yeryüzünde yaşayan canlılara sordunuz mu, "senin alanını işgâl ediyorum, ne yaparsın, ne düşünürsün" ?...

İnsana sordunuz mu, nasıl bir yaşam alanı özlüyorsun ?...

Sormadınız !... Bilim dediniz, kendi algı çerçevenizi dayattınız doğaya.

Teknik dediniz, insanın hayallerini hapsettiniz ,3-5 formül ve geometrik şekillere...

Kuşlara bile ,göç yollarını değiştirmeyi önerecek kadar bilge oldu, kimileri...

Hangi bilim insanı; 

dere yatağına yerleşim merkezi kurulabilir,

denizi doldurup , hava alanı yapabilirsiniz,

toprağın sünger gibi suyu emici özelliğini unutarak, inşa ettiğiniz yapıların çevresini , açık alanları beton ve taşla kaplayabilirsiniz, 

oksijen kaynağı ormanların ortasına,

tatil köyleri, yerleşim merkezleri, yetmedi bir de taş ocakları açabilirsiniz,

yeryüzüne çivi gibi çakılan, gezegenin dengesini sağlayan, güven duygumuzun timsali olan dağları, bağrından delik-deşik edip, yok edebilirsiniz, dedi?!...

Hangi bilim insanı, hangi teknik, hangi doğayı tanımaz bir görüş sahibi, böyle bir öneride bulunabilir ?

Şüphesiz ki; bilim ve bilim insanları bu kadar bir sığ düşünceye sahip değildir ve bu tür teklifleri reddetmek durumundadır!...

Dünya Ülkelerinin çoğunda , çarpık yapılaşma, betonlaşma ve çağdaş medeniyet adına doğaya karşı, acımasızca verilen bir savaş söz konusu.

Sonuçları düşünülmeden verilen karar ve yapılan müdâhalelere, elbette doğanın da bir cevabı ve tepkisi olacaktır...

Dünya nüfusu kontrolsüz artmaya devam ederken, medeniyet denilen makinalaşma, sanayi, dikey betonlaşma ; doğanın dengesini bozmaya ve doğâl yaşam alanlarını tüketmeye devam ediyor...

Küresel ısınma ve buzulların çözülmesi ; içinde bulunduğumuz teknoloji çağının atıkları ve artırdığı

(C02) karbondioksit oranı ile doğrudan ilgilidir.

Küresel ısınma ; doğal bir değişim olmayıp, insan faaliyetlerinin bir sonucudur. Sürekli tekrarlanan orman yangınları da, aşırı (CO2) karbondioksit salınımı ve sera gazlarının oluşumunda oldukça etkilidir...Ve küresel ısının artmasını sürekli kılar.

Anî ısı farklılıklarının oluşturduğu rüzğarlar ; ateşi, suyu ve su buharını

bir bölgeden başka bir bölgeye taşıma suretiyle, doğa felâketlerinin oluşumunda tetikleyici güçtür.

Kontrol altında tutulamayan rüzgârlar, ateşi ve suyu sürüklerken, adeta İnsanlığâ ders verir :

" - Sen, benim gücüm karşısında duramazsın, acizliğini kabul et !

Ben, doğanın intikam gücünü temsil ederken, kurduğunuz medeniyeti, diktiğiniz beton yığınlarını bir anda savurur, yakar, yıkarım !..." Der...

Aynı rüzğâr, biriktirirken bulutları, susamış toprağa indirir, Rahmeti...

Su; toprağın doygunluk noktasına ulaşması sonucu, akmaya ve kendisine bir yol çizmeye başlar...

Uzun bir zaman içerisinde oluşan dere yatakları; suyun kendi doğasında olan güçle oluşturduğu, 

O'na ait bir alandır.

Aşırı yağışlar ve su yoluna insan eliyle yapılan müdâhale sonucu,

sel felâketleri kaçınılmaz olur.

Sel felâketlerinde etkili olan başka unsurlar arasında ; okyanuslarda oluşan gel- git aktivitelerini, iklim değişikliğini, mühendislik hesabı ile yapılan baraj ve kanalları sayabiliriz.

Barajlarda tutulan ve kanallara hapsedilen suyun; aşırı yağışlar ve yeryüzünde yükselen su seviyesi nedeniyle, her zaman kontrol altında tutulması mümkün değildir.

Kontrol altında tutulduğu sanılan su;

artan basınçla setleri yıkıp, ani ve tehlikeli sel felâtlerine yol açabilir...

Ve su konuşur :

"- Sizin teknolojiniz, benim gücüm karşında duramaz !..."

Yaşanılan sel felâketleri;  

doğanın bize verdiği mesajı anlayamadığımızın,

bilime karşı duyarsızlığımızın ve bilgisizliğimizin bir sonucudur...

Bu bilgisizlikle, savruluyoruz, deli esen rüzğarın önünde... Kimi zaman,

alevlerle yanıyor, dumanında zehirleniyoruz. Kimi zaman da,

azgın suların önünde sürükleniyor, boğuluyoruz, vedâ ederken yaşanılası zamanlara...

Sel felâketinde yaşamını kaybeden vatandaşlarımıza, Allah'tan Rahmet diliyorum... Mekânları cennet olsun. 

Saygılarımla...

 

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar