Hep siyaset yazıyorsun, gündemi yazıyorsun, ülke meselelerini yazıyorsun; başka şey yazmaz mısın diyen dostuma:
Yıllar önce idi. Aşıklar Türkiye’yi dolaşır, ülke dertlerine şiirler söylerlerdi. Şeref Taşlıova rahmetli, bir söyleşisinde; “Hayranım Köylü Kızına” diye bir şiir söylemişti. Salondan “Şehirli kızları ne olacak” diye serzeniş gelince; sanırım üç dörtlükte şehir kızlarına övgü dolu şiir söylemişti sazıyla. İşin en ilginç ve kopma noktası söyleyişini: “Yine de hayranım Köylü Kızına” diye bitirmiş ve salonda alkış kopmuştu.
Benimkisi de o misal. Ülkemin onca derdi varken, emekliler açlığa terk edilmiş, 65 yaşlılar, ulaşım bedava olmasa evden çıkamayacak hallere düşmüşken; hikâye, masal anlatmak biraz vicdansızlık olmaz
mı?
*********
Neyse konuya gelelim:
Yıllar önceydi. Eşinden ayrılmış,4 yaşında bir kızıyla hayata tutunmaya çalışan bakımlı bir bayan gelmişti apartmanımıza. Gençti ve güzeldi. Edepli ve hanımdı.
Kiraladığı dairenin önüne, komşu dairede oturan yaşlı bir beyin giyilmeyen iki çift eski ayakkabısını alıp, kendi kapısının önüne koymuştu.
Neden diye sormayın. Nedeni hiç iç açıcı değil.
Bu hanım kızımızın dul olduğunu bilen pek çok kişi, gecenin bir yarısı kapısına dayanıyormuş.
İşte bu giyilmeyen iki eski ayakkabının sırrı-hikmeti de burada saklı.
Meğer bu ayakkabıların görevi; “evde iki erkek var” uyarısı ve ikazı imiş.
Bu hanım kızı dinleyince, insanlığımdan utandım. Müslümanım demeye dilim varmıyor artık.
Bu hanım kızımız eşinden ayrılınca en evvel, yıllarca kendisine “Bacı”, “abla” diyen onursuz kuzenleri sarkmış. Yetmemiş kocasının kardeşleri, kardeşlerinin arkadaşları, babasının arkadaşları faydalanmaya kalkmışlar.
Yeter mi?
Elbette yetmez.
Kendi kız arkadaşlarının kocaları bile yararlanmaya kalkmışlar.
Şimdi başımızı iki elimizin arasına alıp düşünelim:
Dul bir kadını, bir erkeğin iki çift eski ayakkabısından medet umar hale getiren vicdansız beyni ile çükü yer değiştirmiş, zavallı şerefsiz, karaktersiz erkeklere lanet olsun.
Olsun mu?
Bu adiliği yapanlar ne Alman, Ne Fransız, Ne Rus, ne Çin erkeği.
Cumasını kılan, orucunu tutan, haramı-helali(!) bilen dini bütün yurdum insanı.
Ha gelelim işin söylemine.
Neymiş canım:
“Huzur İslam’da imiş. İyi ki de İslam ahlâk ve fazileti ile şereflenmişiz.”
Şey edeyim sizin ahlakınıza da şerefinize de.
Bundan daha ağır, ahlaksızlık ve şerefsizlik nasıl olur acaba?
Lanetler olsun sizlerin ahlâkınıza da, faziletinize de, şerefinize de, huzurunuza da.
İslam’da dediğiniz huzur bu mudur?
Ahlâk ve faziletiniz bu kadar mıdır?
Başka ne diyeyim. İslam, ahlak ve fazilet ile şeref; bu kadar kirletilir mi?
Esen Kalınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: