Nasipten ötesi yok..
Recep ÇINAR

Recep ÇINAR

Nasipten ötesi yok..

24 Ağustos 2023 - 11:06

Gerçek ismini söylemeyeceğim…

Şimdi toprak garibi…

Benim de çok sevdiğim birisiydi…

Serde akrabalık da var…

Garibandı…

“Ne iş yaparsın?” diye soranlara, “taşıma memuruyum” diye cevap verirdi…

“Taşıma memuru ne demek?” diye çok üstüne gelirlerse de, “hamalım, oğlum hamalım” diyerek, ne iş yaptığını bağıra bağıra söylerdi…

Rahmetlik annesi, etrafındaki eşe dosta, konu komşuya, “ben ölürsem Musto’ya kimse bakmaz” diyerek, dert yanarmış…

Musto’nun kendisi anlatmıştı…

Annesinin dediği gibi de olmuş…

Tek başına kaldı, koskoca dünyada…

Evlenme çağında olmasına rağmen, elinden tutanı olmayınca, evlenmek için epeyce beklediğini biliyorum…

Babası kendisinden önce evlenince de, bedenine, ruhuna öyle bir yalnızlık çöktü ki, düşman başına!

Gel zaman git zaman, Allah onun da nasibini karşısına çıkardı…

Yaşıtları torun sahibi olurken, Allah Musto’ya bir evlat “nasip” etti…

Onca yokluğa, onca fukaralığa, onca garibanlığa rağmen, bir evlat sahibi olmanın verdiği gururla, yürüyüşü değişti, hayata daha güzel bakmaya başladı…

Allah dualarını kabul etti, önce bir hayat arkadaşı, sonra da bir çocuğu oldu…

Gel velakin, “yoksulluk” hiç peşini bırakmadı…

“Yoksulluk yedi canlıdır, ezersin ezersin, ölmez” derler ya, Musto’nun yoksulluğu da yedi canlıydı…

Kapısından kaç kere tekme tokat kovaladıysa da, bir türlü yakasını bırakmadı bizimkinin…

Kapıdan kovaladı, bacadan girdi…

Kaderine boyun eğdi…

Yoksulluktan başka kapısını çalan olmadığı için, hiç kimselere derdini söyleyemiyor, gün geliyor kuru soğana, gün geliyor zeytin ekmeğe talim ediyordu…

Allah var, “buna da şükür” diyordu…

Yanlış hatırlamıyorsam 90’lı yıllar…

Haziran ya da Temmuz ayları…

Mübarek Ramazan’ın 6 veya 7’si…

Selam vererek içeriye girdi, ama bir omuzu düşük, nefes nefese kalmış, deyim yerindeyse vurgun yemiş bir halde masamın yanındaki koltuğa ilişti…

Asansör arızalı olduğu için, 8. kata yürüyerek çıkmış…

“Hayırdır abi, niye böyle nefes nefesesin” dememe kalmadı, “asansörünüz bozuk, onun için nefesim kesildi” dedi…

“Yürümeyeydin, yarın geleydin” dedim…

“Nasıl gelmeyeyim evin elektriğini kesmişler. Bu elektriği açtırmamız lazım” dedi…  

“Otur, nefeslen, bakarız çaresine” dedim ve havadan sudan konuşarak, üzerindeki stresi atmaya çalıştım…

Bir taraftan da sayfa çiziyorum…

İftardan önce gazeteyi yapmamız lazım…

Musto’nun gelişinden ya 30 ya da 40 dakika sonra spor servisine bir arkadaş geldi, beni sordu, kendimi tanıttıktan sonra, cebinden bir zarf çıkardı ve “S…mi abi gönderdi” dedi ve çıktı, gitti…

Arkasından “selam söyle kendisine, Allah hayrını kabul etsin” diye bağırdım…

Musto’nun “nasibi” o zarfın içerisindeydi…

İki omuzu düşük, sesi kısılmış Musto’yla göz göze geldik ve zarfı olduğu gibi kendisine uzattım…

O küçücük adam, bir anda büyüdü, genişledi, yüzü güldü ve “Allah razı olsun” der demez ok gibi fırladı gazeteden, kesilen elektriğini açtırmaya gitti…

“Dur” dememe bile fırsat vermeden, basamakları ikişer, üçer atlayarak, adeta uçtu…

Allah, onun darda kaldığını görmüş ve nasibini göndermişti.

x

Yazımın başlığında da ifade ettiğim gibi, nasipten öte yol yok ve herkes nasibini yer…

Nasibini yemek için bile bir çaba göstermek, kovalamak lazım…

Musto, asansörler bozuk olduğu için, dönüp gitseydi ya da 8 katı yürüyerek çıkmasaydı, nasibine kavuşabilir miydi?

Kimbilir…

O, gayretini gösterdi, Allah’ta nasibini gönderdi…

Herkesin mutlaka alnına yazılan bir yazısı ve bir nasibi vardır.

x

Bu nasip meselesini yazdım, çünkü bir arkadaşım, “sen bu TOKİ’nin Selçuklu Ardıçlı’da yaptırdığı evlere niye girmedin, millet ev sahibi oldu” dedi…

“Nasip değilmiş” dedim…

“Nasip” olsaydı, daha doğrusu Allah “nasip” etseydi, bizim de bir evimiz olurdu…

“Nasip” yazısının çıkış noktası, bir arkadaşın sorusu üzerine oldu…

Dolayısıyla da bu yazıya vesile oldu.

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar