Karun, Hz. Musa (a.s.) döneminde yaşamış; Firavun’la iş birliği yaparak kendi toplumuna ihanet eden bir şahsiyettir. Kur’ân-ı Kerîm’de Karun, Firavun ve Haman ile birlikte zikredilmekte; bu üçlüden Firavun siyasî otoriteyi, Haman bürokratik ve idarî gücü, Karun ise sermayeyi ve ekonomik desteği simgelemektedir.
Zulüm düzenlerinin ayakta kalabilmesi, sadece siyasî güçle mümkün değildir. Zalim iktidarların, gücünü toplum üzerinde hissettirebilmesi için bürokrasiye ve sermayeye ihtiyaç duyduğu tarih boyunca görülmüştür. Bu bağlamda Haman, dönemin bürokratı ve resmî ideoloji taşıyıcısı olarak; Karun ise sahip olduğu servet ve ekonomik imkânlarla Firavun’un en önemli destekçilerinden biri olarak öne çıkmıştır. Karun, elindeki sermayeyi bir adalet ve iyilik vesilesi olarak değil, baskı ve tahakküm aracı olarak kullanmış; ekonomik gücüyle insanları ezmiş ve zulmü beslemiştir. Bürokrasi ve sermayenin desteğini arkasına alan Firavun ise zulmünde sınır tanımamış, azgınlığını artırmıştır.
Kasas Suresi’nde Karun, Hz. Musa’nın kavminden olduğu hâlde azgınlaşan; hazinelerinin anahtarlarını dahi güçlü bir topluluğun zor taşıyabildiği ölçüde zengin, servetiyle mağrur bir kişi olarak tasvir edilir. Dillere destan zenginliği, ihtişamı ve gösterişiyle insanların imrendiği bir şahsiyet olmasına rağmen, sahip olduğu sermaye Karun’u ilahî azaptan kurtaramamıştır. Rabbimiz, Karun’un akıbetini haber vererek servetin, zalimlerin emrine verildiğinde nasıl bir helak sebebine dönüşebileceğine dikkat çekmektedir.
Kur’ân-ı Kerîm’de Karun kıssası şöyle anlatılmaktadır:
“Şüphesiz Karun, Musa'nın kavmindendi. Onlara karşı azgınlık etti. Biz ona, anahtarlarını (bile taşımak) güçlü bir topluluğa ağır gelecek hazineler verdik. Hani, kavmi kendisine şöyle demişti: "Böbürlenme! Çünkü Allah böbürlenip şımaranları sevmez.
"Allah'ın sana verdiği şeylerde ahiret yurdunu ara. Dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana iyilik yaptığı gibi sen de iyilik yap ve yeryüzünde bozgunculuk isteme. Çünkü Allah bozguncuları sevmez.
Karun, "Bunlar bana bendeki bilgi ve beceriden dolayı verilmiştir" dedi. O, Allah'ın kendinden önceki nesillerden, ondan daha kuvvetli ve daha çok mal biriktirmiş kimseleri helak etmiş olduğunu bilmiyor muydu? Suçlulukları kesinleşmiş olanlara günahları konusunda soru sorulmaz (Çünkü Allah hepsini bilir).
Karun, zineti ve görkemi içerisinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler, "Keşke Karun'a verilen (servet) gibi bizim de (servetimiz) olsaydı. Şüphesiz o büyük bir servet sahibidir" dediler.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, "Yazıklar olsun size! İman edip de iyi işler yapanlara Allah'ın vereceği mükafat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşturulur" dediler.
Sonunda onu da, sarayını da yerin dibine batırdık. Allah'a karşı ona yardım edebilecek adamları da yoktu. Kendisini savunup kurtarabileceklerden de değildi!
Daha dün onun yerinde olmayı arzu edenler, "Vay! Demek ki Allah, kullarından dilediği kimselere rızkı bol verir ve (dilediğine) kısarmış. Allah bize lütfetmiş olmasaydı, bizi de yerin dibine geçirirdi. Demek ki kafirler iflah olmayacak" demeye başladılar.” (Kasas 76- 82)
Bu ayetlerde Karun’un kibri, serveti ilahlaştırması ve sahip olduklarını kendi bilgi ve becerisine nispet etmesi açıkça eleştirilmektedir. Ona nasihat edenler, malı ahiret için kullanmasını, iyilik yapmasını ve yeryüzünde bozgunculuk çıkarmamasını istemiş; ancak Karun bu uyarıları reddetmiştir. Sonunda hem kendisi hem de sarayı yerin dibine geçirilmiş; ne serveti ne de çevresi onu kurtarabilmiştir.
Kur’an’da anlatılan Karun kıssası, her çağdaki mü’minler için ibretlerle doludur. Karun, zenginliğinin verdiği şımarıklıkla insanlara tepeden bakan, nimetin sahibini unutan ve servetini hakikatin değil zulmün hizmetine sunan bir tip olarak karşımıza çıkar. Bu vasıfları taşıyan her servet sahibi, bu kıssanın günümüzdeki muhataplarıdır.
Dünyanın geçici menfaatlerine ulaşmak için yağcılığa, zulme ortak olmaya veya zalimlerin “yağdanlığı” hâline gelmeye gerek yoktur. Herkesin çevresinde bir dönem servetiyle parmakla gösterilen, ancak bugün ne malı ne itibarı kalan insanlar vardır. Bu nedenle ekonomik gücümüzün birilerinin zulüm aracı hâline gelmesine izin vermeden, sermayemizi Allah’ın rızasına uygun biçimde değerlendirmekle mükellefiz.
Rabbimizin şu uyarısı, hem amellerimize hem de sahip olduğumuz imkânlara yön vermelidir:
“Kim salih bir amel işlerse kendi lehine işlemiş olur; kim de kötülük yaparsa kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz.” (Câsiye, 15)
Firavunun Sermayedar Destekçisi: Karun
Yayınlanma :
16.02.2026 10:46
Güncelleme
: 16.02.2026 10:47
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: