Allah Resûlü (sav) buyuruyor:
“Oruç bir kalkandır. Oruçlu, saygısızlık yapmasın, kötü konuşmasın. Eğer biri kendisiyle dövüşmeye veya sövüşmeye kalkışırsa, iki defa, "Ben oruçluyum." desin…” (Buhârî, Savm, 2)
Başka bir hadis-i şerifte ise şöyle buyrulur:
“Oruç tutan nice kimseler vardır ki oruçtan nasibi sadece aç kalmaktır. Geceyi ibadetle geçiren nice kimseler vardır ki kıyamdan nasibi sadece uykusuz kalmaktır.” (İbn Mâce, Sıyâm, 21)
Yine Allah Resûlü (sav):
“Ramazan ayı girdiği zaman cennetin kapıları açılır, cehennemin kapıları kapanır ve şeytanlar zincire vurulur.” (Sahih-i Buhari, Sahih-i Müslim)
Ramazan ayında Müslüman, imsak ile iftar vakti arasında yemeden ve içmeden uzak durarak Allah’ın emrini yerine getirir. Ancak aç kalmak tek başına ibadet değildir. Diyet yapan bir kimse de belli bir süre aç kalabilir. Oruç ile diyeti birbirinden ayıran en temel fark; niyet, kulluk bilinci ve Rabbine itaat şuurudur.
Eğer tutulan oruç kişide imanî bir inkılap meydana getirmiyorsa, hâl ve hareketlere tesir etmiyorsa, kişi kendi iç muhasebesini yapmalıdır. Açlığı ve susuzluğu biyolojik bir eylem olmaktan çıkarıp ibadete dönüştürmek gerekir.
Resulullah (sav) uyarıyor: “Yalanı ve yalana göre hareket etmeyi terk etmeyenin yemeyi içmeyi bırakmasına Allah"ın ihtiyacı yoktur!” (Buhârî, Savm, 8)
Dilimiz yalan söylüyorsa, gözümüz harama bakıyorsa, ayaklarımız haram yollarda yürüyorsa, boğazımızdan haram lokma geçiyorsa, ellerimiz harama uzanıyorsa ve vakitlerimizi boş işlerle tüketiyorsak; sahura kadar eğlenceyle, iftara kadar uyuyarak günü geçiriyorsak, orucun hayatımız üzerindeki tesirini sorgulamalıyız.
İş hayatında, aile içinde ve sosyal çevrede karşılaştığımız en küçük problemde öfkeye kapılıp kalp kırıyorsak; trafikte basit sebeplerle kavga çıkarıyorsak ve bunu “oruçluyum, sinirliyim” diye mazeret üretiyorsak, burada bir eksiklik var demektir. Oruç öfkeyi artıran değil, terbiye eden bir ibadettir.
Allah’ın bir emrini yerine getirirken diğer emirlerini görmezden gelmek; ibadetin ruhunu zedeler. Gün boyu aç ve susuz kaldığımız hâlde namazı ihmal ediyor, kul hakkını önemsemiyor, dilimizi kontrol etmiyorsak; neden orucun müspet neticelerini hayatımızda göremediğimizi yeniden düşünmeliyiz.
Biyolojik açlığımızı gidermeyi bildiğimiz gibi, manevi açlığımızı nasıl doyuracağımızı da öğrenmeliyiz. Ramazan; sadece midenin değil, dilin, gözün, kulağın ve kalbin de oruç tuttuğu bir mekteptir.
Gerçek oruç; insanı değiştiren, olgunlaştıran ve Rabbine yaklaştıran oruçtur. Aksi hâlde geriye sadece açlık ve susuzluk kalır.
Oruç: Aç Kalmak Değil, Dilini ve Kalbini Tutabilmektir
Yayınlanma :
25.02.2026 19:34
Güncelleme
: 25.02.2026 19:34
Yorum Yazma Kuralları
Lütfen yorum yaparken veya bir yorumu yanıtlarken aşağıda yer alan yorum yazma kurallarına dikkat ediniz.
Türkiye Cumhuriyeti yasalarına aykırı, suç veya suçluyu övme amaçlı yorumlar yapmayınız.
Küfür, argo, hakaret içerikli, nefret uyandıracak veya nefreti körükleyecek yorumlar yapmayınız.
Irkçı, cinsiyetçi, kişilik haklarını zedeleyen, taciz amaçlı veya saldırgan ifadeler kullanmayınız.
Türkçe imla kurallarına ve noktalama işaretlerine uygun cümleler kurmaya özen gösteriniz.
Yorumunuzu tamamı büyük harflerden oluşacak şekilde yazmayınız.
Gizli veya açık biçimde reklam, tanıtım amaçlı yorumlar yapmayınız.
Kendinizin veya bir başkasının kişisel bilgilerini paylaşmayınız.
Yorumlarınızın hukuki sorumluluğunu üstlendiğinizi, talep edilmesi halinde bilgilerinizin yetkili makamlarla paylaşılacağını unutmayınız.
Yorumlar
Kalan Karakter: