Ücretler ve emekli aylıkları yapılan zamlarla artırıldı. Artırıldı artırılmasına fakat sokaktaki gerçekler çok başka… toplumun alım gücü giderek düşmekte. Verilen ücretler açlık sınırının altında olunca sefalet ücreti tanımı da artık verilen ücretlerin yeni tanımı oldu.
Geçinmek her geçen gün zorlaşıyor. Bu çelişkinin nedeni, artışların nominal, kayıpların ise reel olması.
Ocak ayı itibarıyla asgari ücret 22.104 liradan 28.075 liraya çıkarıldı. Aynı dönemde en düşük emekli aylığı 16.881 liradan 20.000 liraya yükseliyor. İlk bakışta bu artışlar önemli gibi görünüyor. Ancak detaylara inildiğinde tablo hızla değişiyor.
Zam var ama herkese aynı değil. En düşük emekli aylığı idari bir kararla bir miktar yükseltilirken, en düşük aylığın üzerinde maaş alan milyonlarca emeklinin aylığına yalnızca %12,19 oranında artış yapıldı. Bu oran, resmi enflasyon farkını yansıtıyor; ancak hayat pahalılığını telafi etmiyor.
En düşük aylık alan emekliler destekleniyor gibi gözükse de aslında %12.9 değil de %18.48 oranında artış en düşük emekli aylığının alım gücü değerini arttırmıyor.
Birde en düşük emekli aylığı dışında emekli aylığı olanlara ayrıca bir iyileştirme yapılmadığı için ortalama emekli aylığı alanlar ise sessizce fakirleşiyor.
Bu durum, sosyal güvenlik sisteminde yeni bir denge değil, yeni bir bozulma yaratıyor.
Yani sistem, ortalama emekli aylıklarını yukarı taşımıyor; en düşük aylığa doğru aşağı çekiyor. Bu tabloya refah artışı demek mümkün değil. Bu, durum “sefalette eşitlik” demektir.
Asgari ücretteki artış da benzer bir risk barındırıyor. 2026 yılı için açıklanan hedef enflasyon doğrultusunda Temmuz ayında asgari ücrete ara zam yapılması büyük ihtimalle gündeme gelmeyecek.
Bu ne anlama geliyor? Ocak ayında yapılan zam, tüm yılın yükünü taşıyacak. Enflasyon hedefin üzerinde gerçekleşirse, reel kayıp kaçınılmaz olacak. Asgari ücretin üzerinde maaş alan çalışanlar da yıl içinde zam alamayacak.
Sokağa çıktığınızda herkesin ağzında geçinememenin yangısı var. Halk yüksek kiraların altında ezilirken, kahvaltı sofrasına peynir zeytin alamamaktan dem vuruyor. Öyle ki günlük kaç tane yumurta tüketirsem aylık ne kadar ödemem gerekiyor noktasına gelmiş.
Herkes sokakta iş arıyor. İş beğenmeme noktası çoktan aşılmış durumda. Her geçen gün işsizlerin sayısı artıyor, yoksulluk artıyor.
Eskiden ev alma hayali kurardık diye dert yananların sayısı hiç azımsanacak gibi değil. Artık konut sahibi olmak hayalden öteye geçemeyecek noktaya geldi. Konut fiyatları her ne kadar kış aylarında belirli oranlarda bir düşüş yaşasa da açlık sınırının altında yaşayan dar gelirlinin hayal noktası oralara erişmekte yetersiz kalıyor.
Düşük bütçeyle ihtiyaçlar giderilemeyince ikinci bir iş bulmak günün hangi saatinde olursa olsun çalışmak için tercih edilebiliyor. Özellikle hem asgari ücretle çalışanlar hem de emekliler artık neresi olursa olsun hangi iş olursa olsun çalışmak için kolları çoktan sıvadılar.
Durum böyle olunca ihtiyaç kredisi ve karta yüklenildi. Sonuç olarak tüketici kredileri arasında en hızlı büyüme ihtiyaç kredisi ve kredi kartları kalemlerinde yaşandı.
Bankalardan alınan ihtiyaç kredileri geçen yıl yüzde 52.55, kredi kartları ise yüzde 50.33 büyüdü. Bu iki kredi kaleminde yaşanan hacim artışı 1 trilyon 650 milyar TL’ye ulaştı.
Yani toplam tüketici kredilerindeki artışın yüzde 92’si ihtiyaç kredileri ve kredi kartlarındaki büyümeden kaynaklandı. Geçen yıl konut kredileri yüzde 32 arttı, taşıt kredilerinde ise daralma yaşandı.
Bu açıklamalardan da anlayacağınız, her ne kadar insan ihtiyaçları sınırsızsa gelirler de bir o kadar yeterli olmayacaktır. Batık krediler de bunun bir başka delili olarak karşımızda duruyor. Çünkü bankaların kara listeleri giderek büyüyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: