Tüm dünya; Trump’ın bu sabah yataktan hangi yanından kalkacağına dair endişe içinde. Sağından kalkmışsa dünya o gün huzur buluyor, solundan kalkmışsa büyük endişe duyuyor.
Her ne kadar dünyanın gözü bir şaklabanın ağzından çıkana kilitlenmiş olsa da, bizim esas konumuz açıklanan enflasyon rakamlarıyla birlikte maaşlara yapılan zamlar olacak.
Toplumun büyük bir yüzdesi açlık sınırının altında yaşamaya mahkum edilince bu durumu yorumlamamak olmaz.
Sanki hepimiz Acun Ilıcalı'nın Survivor Türkiye adasına taşınmışız gibi bir hayat yaşıyoruz. Her gün yeni bir mücadele, sağ kalmak için güç topluyor ve her birimiz kendi içimizdeki yarışmacıyı
keşfediyoruz. Yarışmanın tek amacı var; adadan sürgün edilmemek…
Yani hayatta kalabilmek…
Şu anda etiketlerin saldırısı altındayız. Üzerimize üzerimize geliyorlar. Dar gelirli isen muhatap dahi olmuyorlar. Merakım şudur; halkı aç iken israf rekorları kıran kamu, geceleri rahat uyuyor mu?
Bir ürünü üç beş yere bakmadan alan var mı içinizde? Zira fiyatlar arasındaki uçurum öylesine açılmış durumda ki bunu yapmak zorunluluk haline geldi. Et, peynir, tavuk neredeyse ulaşılmaz
noktalarda...
İp kısa; bize verilen ücretler yetmiyor. Kuyu derin; enflasyon sandığımızdan çok daha fazla yüksek. Hal böyle olunca fiyatlandırma davranış bozukluğu diye tanımladıkları iş etiğindeki çürümeye tanık oluyoruz.
Asgari ücret, maaş politikasının temel noktası. Enflasyona göre de zam yapıldığı için dürüst TÜİK'imizin açıkladığı enflasyon rakamları milleti açlığa sefalete ve borca sürüklüyor. Her ne kadar açıklanan rakamlara inanmasak da durum budur. Halkın istekleri, tepkileri de
seçim olmadığı için dikkate alınmadığından tepedekiler ne isterse maalesef o oluyor. Sonuç ortada...
Enflasyon bize bir şey kazandırdı mı?
Enflasyon hayatımıza matematiğin girmesini sağladı.“5’ten 4 çıkınca 1 kalır” gerçeğini öğrendik. Şimdi her alışverişte, her bütçe planlamasında finansal okuryazarlık karşımıza çıkıyor.
Fiyat artışı dalgası, tüm kesimlere yayıldı ve tüketici davranışlarını hızla değiştirdi. Pandemi bizi eve kapattı; enflasyon ise cüzdana hapsetti. Birinden aşı ile kurtulduk ama enflasyondan kurtulamadık. Bütçemiz hep açık veriyor. Vatandaş ipin ucunu kaçırmamak için ha bire asılıyor. Fakat nafile... Asgari ücret yılda bir kez zam alınca şöyle adam gibi zam yaparlar diye bekleyen pek çoktu. Hepsi hayal kırıklığı yaşadı. Açlık sınırının altında bir gelire mahkum edilmek can sıkıcı.
Ülkenin çalışan kesiminin büyük bir çoğunluğunun bu ücrete mahkum olduğunu düşünürseniz sonuç ne çıkıyor? Sonuç, milletin açlık sınırının altında yaşadığını gösteriyor.
Emeklinin durumu zaten içler acısı. Büyük bir külfet olarak görülen, neredeyse erken ölsünler diye gözlerine bakılan emeklilerin maaşlarına yapılan komik zam da açlık sınırını geçin, yaşam hakları elinden alınmış gibi bir durum. Niye böyle söylüyorum. Çünkü verilen ücretler emeklinin ev kirasını dahi karşılayacak durumda değil. Bu durum böyle sürmeye devam ederse sokaklarda evsiz insanların sayısı artacak diye endişe duyuyorum.
Şimdi hemen birileri çıkıp “Ama her yer dolu” demek ki halkın geçim derdi yok” şeklindeki o bayat ezberi dile getirecek. Onlara toplumun en zengin yüzde 5’inin, harcamanın neredeyse dörtte birini yapacak paraya sahip olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim. Bu konunun
en acıklı yönü de, “Ama her yer dolu” diyenlerin, dolu gördükleri yerlere hiç gidemiyor olmasıdır.
KİŞİSEL BÜTÇE AÇIĞI LÛGATI
Hane geliri: Bir eve giren tüm gelirlerin toplamı… Genelde yoksulluk sınırı olarak da bilinir. Hane gideri: Tüm harcamaların (kira, gıda, ulaşım vs.) toplamı… Endeks sepeti diye bilinir. Bütçe açığı: Haneye giren tüm gelirler ile haneden çıkan tüm harcamalar arasındaki farktır. Esasında hepiniz tüm bunları biliyor ve birebir yaşıyorsunuz. Bir de genel tanım olarak size bilgi vermek istedim.
Umalım bu yıl her ne kadar kötü beklense de umudumuzu yitirmeden iyi şeyler olması için çalışacağız.
Yorumlar
Kalan Karakter: