Yılın son çeyreğine ilişkin işgücü istatistiklerinin açıklanmasıyla bir kez daha görüldü ki ne eğitimde ne istihdamda olan nüfusla ilgili sorun hiç eksilmeden sürüyor.
Bu sorun bitmiyor, bitirilemiyor, aslında bitirilmesi yönünde kayda değer bir adım da atılmıyor, dolayısıyla bu sorunun öyle yakın zamanda bitmek bir yana hafifleyeceği de beklenmiyor.
Bu sorun öyle yeni ortaya çıkmış da değil. Son beş yılın verileri ortada. Söz konusu oran bu beş yıllık dönemde en düşük yüzde 28,6 en yüksek yüzde 30,6 olmuş.
Yani NENİ (ne eğitimde ne istihdamda) oranı yıllardır sabit bile denilebilir.
Ama oranın beş yıldır hemen hemen aynı düzeyde kalmasını “Hiç olmazsa kötüye gidiş yok” şeklinde yorumlamak da herhalde doğru olmaz. Böyle bir yaklaşım olsa olsa kendini kandırmak olur. Önemli olan bu oranı aşağı çekmek, en azından bu yönde adımlar atmak.
Dünya öylesine hızlı ve yakın zamana kadar hiç öngörülemeyen bir değişim içinde ki üç beş yıl sonra bu oranların azaldığını görmek bir yana çok daha ivme kazanarak arttığına tanıklık etmek kaçınılmaz olacak.
Yapay zeka her şeyi altüst ediyor. İstihdam olanakları şimdiden daralmaya başladı bile ve giderek daha da daralacak.
Türkiye’deki eğitim ise değil yapay zekaya ayak uyduracak yönde ilerlemek, yıllar önceki kalitesinden bile inanılmaz geri gitmiş durumda ve gitmeye devam ediyor.
Türkiye özellikle yükseköğretimi nitelik yönüyle değil nicelik yönüyle daha bir önemsemeye başladığından beri kalitenin nasıl düştüğünü hep beraber izliyoruz.
Yılın son çeyreğine ilişkin veriler, Türkiye'nin kronikleşen yarası NENİ (Ne Eğitimde Ne İstihdamda) oranlarının sadece birer istatistik değil, toplumsal bir durgunluk sinyali olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Türkiye ekonomisinin ve sosyal yapısının en kırılgan karnını oluşturan "Ne Eğitimde Ne İstihdamda" (NENİ) olan nüfus, son beş yılın verilerine göre adeta bir yerinde sayma halini temsil ediyor. %28,6 ile %30,6 arasında sıkışıp kalan bu oranlar, her üç gencimizden birinin sistemin dışına itildiğini, ne bir sınıfta ne de bir ofiste kendine yer bulabildiğini gösteriyor. Ancak asıl tehlike, bu "sabit" kötü tablonun, yaklaşan teknolojik kasırga karşısında tamamen savunmasız olmasıdır.
İstihdam piyasasının dinamik olması gereken bir ülkede, genç nüfusun bu kadar büyük bir kısmının atıl kalması, sadece bugünün üretim kaybı değil, geleceğin sosyal güvenlik ve refah krizidir. Mevcut politikaların bu oranı aşağı çekmek bir yana, sorunu kanıksadığı görülmektedir.
Dünya, yapay zekâ devrimiyle birlikte iş gücü tanımını kökten değiştiriyor. Rutin işlerin ötesinde, analiz ve yaratıcılık gerektiren alanlarda bile yapay zekâ istihdam olanaklarını daraltmaya başladı.
Beceri odaklı ekonomi, diploma odaklı ekonominin yerini alıyor. Nitelikli iş gücü ihtiyacı artarken, düşük nitelikli veya niteliksiz işlerin alanı hızla yok oluyor.
Türkiye'deki NENİ nüfusu, mevcut eğitim sistemiyle bile iş bulamazken; algoritmaların ve otomasyonun yönettiği bir dünyada bu nüfusun "istihdam edilebilir" kalması imkansıza yakın hale geliyor.
Diploma Çok, Nitelik Yok! Türkiye, yükseköğretimi bir gelişim aracı değil, bir "işsizlik erteleme merkezi" olarak kullanma hatasına düştü. Üniversite sayısındaki artış (nicelik), eğitim kalitesindeki (nitelik) dramatik düşüşle ters orantılı ilerledi.
Eğitim sistemi, 20. yüzyılın ezberci yöntemlerine takılı kalmışken, dünya 21. yüzyılın dijital okuryazarlığını bile geride bırakmak üzere.
Yarını kurtarmak için bugünü değiştirmek önceliğimiz olmalı.
Bugün %30'larda olan NENİ oranı, eğer eğitimde köklü bir zihniyet devrimi yapılmaz ve iş gücü piyasası yapay zekâ çağına göre dizayn edilmezse, çok yakın bir gelecekte katlanarak artacaktır. Sorun sadece işsizlik değil, "işlevsizlik" sorununa dönüşüyor.
Gençleri sadece okul binalarına hapsetmek yerine, onları dünyanın yeni dilini (kodlama, veri analitiği, eleştirel düşünce) konuşur hale getirmek zorundayız. Aksi takdirde, bugün kötünün iyisi diye gördüğümüz bu "sabit" oranları bile gelecekte mumla arayabiliriz.
Yorumlar
Kalan Karakter: