Savaşlar petrol savaşı ya da güç savaşı olmanın ötesine geçti. Ekonomide piyasalar siyasilerin ağzından çıkanla yön değiştirir. Halk altına hücum etti. Gram altın yok satıyor. Kuyumcular talebe yetişemiyor. Acaba araya sahte altınlar da karışır mu diye düşünmeden edemiyorum. Öte yandan güvenli liman olarak görülen altın her zaman uzun vade de yatırım aracı olmuş yatırımcısının yüzünü güldürmüştür. Üstelik kredi ile altın alanları duymak daha da üzücü. Beklentiyi bu kadar yüksek tutmak yatırımcıyı beklentisine kavuşturacak mı göreceğiz.
Son dönemde küresel piyasalarda yaşanan hareketlilik, yatırımcı davranışlarını rasyonel sınırların ötesine taşıyan bir "altın çılgınlığına" dönüşmüş durumda. Siyasi söylemlerin piyasa mekanizmalarının önüne geçtiği bu puslu havayı ele alalım istedik ve yorumladık.
Geleneksel ekonomi teorileri, piyasaların arz-talep dengesi ve verilerle yönetildiğini söyler. Ancak günümüzde savaşların sadece mühimmatla değil, enerji ve emtia hatları üzerinden yürütüldüğü bir gerçekliğe uyandık. Artık mesele sadece petrol ya da stratejik bölgeler değil; mesele, bir siyasetçinin ağzından çıkacak tek bir cümlenin milyarlarca dolarlık fonu saniyeler içinde yerinden oynatabilme gücüdür. Bu belirsizlik ikliminde ise tek bir güvenli liman öne çıkıyor: Altın.
Son aylarda gram altın satışlarında yaşanan patlama, kuyumcuların talebe yetişmekte zorlandığı bir tablo ortaya çıkardı. Halkın "yok satıyor" dedirtecek düzeydeki bu ilgisi, sadece bir yatırım refleksi değil, aynı zamanda bir korunma içgüdüsüdür. Ancak bu yoğun talep, beraberinde ciddi riskleri de beraberinde getirmektedir.
Darphanelerin ve rafinerilerin mesai gözetmeksizin çalışması, piyasadaki fiziksel ürün akışını zorlamaktadır. Talebin arzı aştığı dönemlerde "merdiven altı" üretim artış gösterebilir. Yatırımcının "birikimimi koruyayım" derken sahte ya da düşük ayarlı altına yönelmesi, telafisi zor kayıplara yol açabilir.
Aşırı talep, kuyumcu ile borsa fiyatı arasındaki makasın açılmasına neden olarak yatırımcıyı henüz alırken bir maliyet yüküyle karşı karşıya bırakmaktadır.
Altın tarihsel süreçte her zaman uzun vadeli yatırımcısının yüzünü güldürmüş, enflasyona karşı bir kalkan görevi görmüştür. Ancak günümüzde görülen en tehlikeli eğilim, kredi kullanarak altın alımı yapılmasıdır.
Yatırımın altın kuralı olan "ihtiyaç duyulmayan nakit ile alım" prensibi çiğnendiğinde, beklenti realize olmazsa yatırımcı çift taraflı bir kıskaca girer: Bir yanda ödenmesi gereken faiz yükü, diğer yanda olası bir piyasa düzeltmesi. Beklentiyi bu denli yüksek tutmak, piyasa psikolojisinde "zirve noktası" sinyali olabilir.
Piyasalar her zaman belirsizliği fiyatlar. Siyasilerin manevraları ve küresel güç savaşları devam ettiği sürece altının "güvenli liman" statüsü sarsılmayacaktır. Ancak unutulmamalıdır ki; piyasa doygunluğa ulaştığında ya da beklenen o "kötü senaryolar" gerçekleşmediğinde, panikle yapılan alımlar yerini sert kar satışlarına bırakabilir.
2026 yılı, altının sadece bir maden değil, bir "psikolojik direnç ölçer" olduğu yıl olarak tarihe geçmeye aday. Yatırımcının bu süreçte en büyük rehberi sabır ve soğukkanlılık olmalıdır.
Altın ve gümüş gibi değerli varlıklar, faiz getirisi sağlamayan; yalnızca değer artışıyla kazanç sağlayan varlıklardır. Bu nedenle yatırımcılar genellikle faizlerin düşeceği ya da en azından değişmeyeceği beklentisiyle yönelirler. Bir süre bu beklenti geçerliydi. Ancak son dönemde beklentiler tersine döndü. Petrol fiyatlarının yükselmesi enflasyon beklentilerini yukarı çekerken, merkez bankalarının faiz indirmek bir yana, gerekirse artırabileceği konuşulmaya başlandı. Böyle bir ortamda yatırımcılar, getirisi olmayan varlıklardan çıkıp faiz sunan araçlara yönelmeye başladı.
Bugün altın, gümüş ve diğer değerli metallerde görülen düşüşün temelinde bu beklenti değişimi yatıyor.
Aslında ülkemizin asıl meselesi altına hücum eden küçük yatırımcı değil, dar gelirlinin yükselen petrol fiyatlarının enflasyonu yükseltmesi, mutfağı yangın yerine çevirmesidir. Çünkü nakliye fiyatlarının büyük oranda artışı pazar tezgahına, market raflarına yansıyacağı gerçeğiyle karşı karşıyayız.
Asgari ücretin açlık sınırının altında olması, emeklinin yaşam savaşı verdiği son dönemlerde beklentiler tüm yükselen bu rakamlar karşısında ayakta kalabilmek için yapılacak ara zammın yaşam kalitesini yükseltmesi çalışanların ve emeklilerin en büyük beklentisi. Yoksa umudunu bir gram ya da beş gram altına bağlamak hiç umurlarında değil. Çünkü biliyorlar ki; bu birikimler çıkış kapısı değil.
Bilgi olarak paylaşalım; gram altının fiyatı nasıl hesaplanıyor? Ons bir İngiliz ağırlık birimi. Altın, gümüş ve elmas gibi değerli madenlerin hesaplanması sırasında kullanılıyor. 1 ons, 31,10 grama denk geliyor.
Gram altının Türkiye’deki fiyatı hesaplanırken o andaki 1 ons altın fiyatının değeri 31,10’a bölünüyor ve dolar/lira kuruyla çarpılıyor. Bu da lira bazındaki gram altın değerini veriyor.
Küçük yatırımcıya son sözümüz şu olsun!.. Güvendiğiniz yerlerden alımlarınızı yapın. Siyasilerin ağzından çıkanla panik satışlarının gelebileceği hep aklınızın bir köşesinde dursun. Panik sırasında yoğun satışların gelmesi sizi de paniğe sürüklemesin bu satışlar fiyatları düşüreceğinden uzun vadeli yatırım aracı olan altınınızı veya gümüşünüzü beklemeye bırakın. Panik satışlarından kaçının.
Yorumlar
Kalan Karakter: