Ekonomik adaletin ölçüsü, bir toplumda ne kadar yardım dağıtıldığı değil, yardıma ihtiyaç duyan insan sayısının ne kadar azaltılabildiği ile ölçülür. Bugün Türkiye’de mutfak enflasyonu ve enerji maliyetleri arasındaki kopmaz bağ, dar gelirliyi "yardım alan" bir figürden, "geçinemeyen" bir mücadeleciye dönüştürdü. Özellikle motorine gelen her zam, tarladaki üründen market rafındaki pakete kadar her adımda fiyatları katlayan bir "gizli vergi" niteliği taşımakta.
Lojistik çarkı depodan mutfağa zam köprüsünün ayağını oluşturuyor. Motorin fiyatlarındaki artış sadece taşımacılık sektörünü vurmaz; doğrudan tabağımızdaki yemeğin maliyetini belirler. Türkiye gibi üretim ve tüketim merkezlerinin birbirinden uzak olduğu bir coğrafyada:
Nakliye Maliyetleri: Kamyon ve tırların yakıt giderleri arttıkça, bu maliyet doğrudan ürün fiyatına eklenir.
Tarımsal Girdi: Traktörün deposuna giren her pahalı yakıt, hasat edilen ürünün baz fiyatını yükseltir.
Pazar ve Market Farkı: Eskiden dar gelirlinin sığınağı olan semt pazarları bile, nakliye ve tezgah maliyetleri nedeniyle marketlerle yarışır hale geldi.
Yoksulluğu yönetmek ile yoksulluğu bitirmek arasında temel bir zihniyet farkı var. Yardım odaklı yaklaşımlar, bireyi sisteme bağımlı kılar ve enflasyon karşısında korumasız bırakır. Oysa asıl ihtiyaç duyulan; satın alma gücünün korunması, üretim maliyetlerinin (enerji, gübre, yakıt) sübvanse edilmesi ve adil bir gelir dağılımıdır.
"Yoksulluk, bir kader değil; yanlış ekonomik tercihlerin bir sonucudur. Gerçek başarı, ekmek kuyruklarını düzenlemek değil, o kuyruklara ihtiyaç duyulmayan bir düzen inşa etmektir."
Gıda enflasyonunun ateşini düşürmek için sadece market denetimleri yeterli değildir. Üretim zincirinin en başına, yani enerji ve lojistik maliyetlerine odaklanılmalıdır. Motorin fiyatlarındaki her kıpırdanma mutfakta bir yangına dönüşüyorsa, çözüm sosyal yardımları artırmak değil, maliyetleri düşürecek yapısal reformları hayata geçirmektir. İnsanlar yardım edilmiş yoksullar olmak değil; emeğinin karşılığıyla onurlu bir hayat sürmek istemektedir.
Emekçi ve emekli kesimi, bu ekonomik sarmalın en ön safında yer alan, ancak enflasyon karşısında en savunmasız bırakılan gruptur. Özellikle motorin ve gıda fiyatlarındaki artış, bu kesimler için sadece bir "pahalılık" değil, bir geçinememe krizi.
Yoksulluğu bitirmenin yolu, sadece makroekonomik verileri düzeltmekten değil, toplumun temel direği olan emekçinin ve ömrünü bu ülkeye vermiş emeklinin hakkını teslim etmekten geçer. Mevcut sistemde artan maliyetler, bu iki kesimi "modern yoksulluk" sınırının altına itiyor.
Asgari ücret veya sabit maaşla çalışan bir işçi için motorine gelen zam, sadece ulaşım masrafı değildir. Bu, işçinin sofrasındaki peynirden, çocuğunun eğitim masrafından çalınan bir bedeldir.
Maaşlara yapılan zamlar henüz cebe girmeden, nakliye maliyetleri üzerinden gıdaya ve temel ihtiyaçlara yansımaktadır.
Gıda enflasyonuna ek olarak, artan akaryakıt fiyatları servis maliyetlerini ve toplu taşımayı da vurarak emekçinin hareket alanını kısıtlamaktadır.
Yıllarca prim ödemiş, ülkenin kalkınmasına omuz vermiş emekliler bugün "sosyal yardım" objesi haline getirilmeye çalışılmaktadır. Oysa emekli maaşı bir lütuf değil, ertelenmiş bir haktır.
Pazarın "Akşamcı"sı Olmak! Bu ne demek biliyor musunuz? Fiyatların en dibe inmesini beklemek için akşam saatlerinde pazar kapılarını aşındıran emekli profili, yoksulluğun bitirilmediğinin en somut kanıtıdır.
Sabit gelirli emekli için her akaryakıt zammı; gıda, ilaç ve ısınma arasında bir seçim yapmak zorunda kalmak demektir.
Yoksulluğu bitirmek için atılması gereken adımlar nettir:
Maaşların sadece geçmiş enflasyona göre değil, gerçek yaşam maliyetlerine göre düzenlenmesi.
Çiftçiye verilen mazot ve gübre desteğinin artırılarak, gıdanın şehre ulaşım maliyetinin düşürülmesi.
En düşük emekli maaşının, bir insanın onuruyla yaşayabileceği (açlık sınırının üzerinde) bir seviyeye kalıcı olarak çekilmesi.
Yani sonuç olarak; "Bir ülkede emekli pazar artıklarını topluyor, işçi ay sonunu getirmek için ek iş arıyorsa; orada yoksulluk yönetiliyor demektir. Bizim ihtiyacımız olan yoksulluğu yönetmek değil, refahın paylaşılmasıdır."
Yorumlar
Kalan Karakter: