Suyun şırıldadığı, kuşun öttüğü, koyunun melediği, telin inlediği, göğün gürlediği ve insan dahil kâinattaki her varlığın kendine göre ses çıkardığı şu âlemde mûsıkiyi inkar etmek mümkün mü!?.. Mûsıkiyi inkar, fıtratı inkardır. Perde perde, kıvrım kıvrım, çeşit çeşit, farklı farklı seslerle mutlak hakikat arayıcısı konumundaki melodilerin dilhûn eden nağmeleri ile insana Yaratıcısını hatırlatan mûsıkiyi başka türlü değerlendirmek, buna karşı çıkmak ve hatta yok saymak; hem mûsıkiye hakaret hem Yaratıcıya haksızlıktır.
Hz Davud aleyhisselam yanık sesiyle Zebur okurken, etrafında onu dinleyen insan ve cinlerin, lâhûtî sesin etkisiyle kendilerinden geçtiklerini biliyoruz. Bu sanki, sazlıktan koparılan kamışın aşk ateşinde piştikten sonra inlemesi gibi, esasen Allah’a ait olan insanın da dünya imtihanına atılıp vahiy ateşiyle yandıktan sonra yaratılışını hatırlattığı ve öze dönüşü çağrıştırdığı İlahi bir davet sesidir. Böyle bir sesle insan fıtratına döner. Zengin dini literatürümüzde, Kur'an okurken ya da okunurken kendini kaybedip düşen, bayılan, hatta ayetlerin haşyetinden ve ahiretin dehşetinden ruhunu teslim edenlerin bulunduğunu biliyoruz. Ses; âhenkli, ölçülü, ritimli, makamlı, usullü olduğu zaman güzelleşir ve dinleyenleri cezbeder. Bunlardan mahrum seslerin çirkin olduğu, Kur’an’da eşek anırması üzerinden örnek verilir. (Lokman,19)
Saf ve temiz manasıyla mûsıki ve özellikle insan sesi, ilahi düşüncelerle manevi hissiyata hizmet ettiği ölçüde ve ilahi sırlarla hikmetleri düşündürdüğü nispette, meşrû zeminde kalır ve helale kapı açar. Bunun aksine, edep dışı görüntülerle dans edip raks yapmak, bel kırıp göbek atmak, anlamsız çığlık atmak, ritimsiz bağırıp çağırmak, ölçüsüz nara atmak, vahşice havlamak vs. gibi hayvani ve şehvâni hisleri tahrik eden, fuhşa teşvik eden sesler, melodiler ve bunların eşliğinde hayasızca teşhir edilen çıplak bedenler; iyi bilinmelidir ki, adi ve süfli zevklere hizmet ettiği sürece sanat olmaktan çıktığı gibi, İslami ölçülerden de çıkar, haramlara kapı açar. Sözün özü; her şeyde olduğu gibi, mûsıkide de insan fıtratına ve dolayısıyla Allah'a yakınlaştırıcı düşünce ve eylemler helal ve meşrû, bundan uzaklaştırıcı ve unutturucu her şey haram ve gayrımeşrûdur.
Batıda olduğu gibi, mûsıkinin mabede ve ibadete sokulması İslam'da yoktur. Sazlı veya nefesli çalgı aletlerini ibadethanelere sokma gayretleri yeni değildir. Camilerimizde dinî etkinlik adıyla böyle bir çılgınlığa müsaade değil, müsamaha bile edilmemelidir. Zira, İslam'ın özünde ve ibadet geleneğinde böyle bir uygulamanın yeri yoktur. Batının dini anlayışında buna engel olmadığı için Kilise yönetimi, mabetlerine taraftar toplayabilmek amacıyla orkestrasını kurmuş ve kiliselerde konserler vermeye çoktan başlamıştır. Gençlere cazip ve şirin görünmek için, Kilise yönetiminden başka bir şey de beklenmez.
Fakat, İslam'ın zaten kendisi caziptir ve böyle tavizlere ihtiyaç yoktur.
Yorumlar
Kalan Karakter: